
Pantolonu gitgide bollaşıyor!
çünkü o bir yolculuğa çıktı ve bu yolculuğu uçsuz bucaksız özgürlüğe doğru yapıyor!
Christopher McCandless konforlu yaşamını terk ederek Alaska’nın kırsalında hayatının en büyük meydan okumasını gerçekleştirmek için yollara düşüyor. Kaçıyor mu gidiyor mu bilemedim. Beklentiler, alışkanlıklar, aile bağları hepsini odasında bırakıyor işte. Bu yolculuk sırasında hayatına girdiği insanların hayatını değiştiriyor ama onları "mutlu olmak için insan ilişkilerine bel bağlamayın, mutluluk her yerde, sadece bakış açınızı değiştirin." diyip zamanı gelince terkediyor.
ulan her şeyi bıraksak da çok uzaklara gitsek teması olunca filmde herkesin ağzının suları akıyor tabi. Ama sonra insan gerçekten kim özgür acaba diye düşünüyor? Bir ormanda yabani hayat yaşayan mı, New York'ta milyon dolarlar kazanan mı? Başıboş bir yaşam süren mi bir şeyleri alıp ileri taşıyan, üreten mi?
Sonunda zehirlenip öldüğünde anladım galiba. O da anladı galiba. Yoksa happines is only real when shared son yazdığı şey olmazdı...
I love not man the less,but nature more...
No comments:
Post a Comment